Browsing Category

Günlükler

Günlükler

docta spes spuren işlen(me)miş bilinç içerikleri terram utopicam

“insan kimseye ait değildir, meyveler herkese aittir” j. boll / “insan sıkı sıkıya kapalı değildir” e. bloch

bir yanın ne idi o duvar dibinde gölgene çekilen kedilerin kendine yakın gördüğü bu kan bağının içinde kendine yer bulan iyi miydi serin miydi güneş miydi ne idi sonra gölgesini çekecek olan birinin haşin mi gücenik mi kederli mi bakışı altında şemsiye açar gibi fört şapkasını eğer gibi omuzlarını eğer gibi eyvallah der gibi hey bak işte kim idi kimin yari kim idi görülen bahçelerde ağacın heybesinde kendini gizleyen şiirini yükseğe asan sözünü yükseğe çeken ve sonra eğilip almaları için değil başlarını kaldırıp görmeleri için bir kez daha için sonra yine için ve en son şarkıları için ve yine sonun sonu içinde kendiyle gülmesini kesen için- Devamını oku

Günlükler

keder

“Ama ben budalalıklarla doldurdum yıllarca bütün boş sayfalarımı.”

Şiirin mi geldi, diye sormuştu, Peyda. Niye sordu bilmiyorum ama, dönüp eski yazdıklarımı bir araya toparlama gereği duydum. Derken günlükler ilişti gözüme. Altlarına yeni notlar düştüm; hüzün varmış meğer ve kabullenme inceliği, görmezden gelme, gördüğünü erteleme.. varmış meğer. Bütün o yaşanmışlık, bütün o geçildiğim hayat kuş bakışı bir manzara sundu hayatıma. Günler kısa, zaman çabuk geçiyor ama ağrı geçmiyor, zaman ve mekân değişiyor ama insan davranışları değişmiyor. Niteliğin artık bir parçası olmuş o davranışlar. Söylenmiş yalan bile hatırlanmıyor, bir kez söylendiği için de bir kez daha söylenmekte beis görülmüyor. Dönüp geçmişi toparlama, ütüleme gereği duymadan bir sağlamasını yapma gereği çıkıyor ortaya. Devamını oku

Günlükler yazılar

Bu fısıltısından kavimler geçiren yerimizde: Akın Yanardağ

tırmanıyordu patika. keçiler patikası. kim buldu yolunu onun? rüzgar kesildi, gün elem bir rüyanın içine çekildi. nereye gidildi dün? kırklar dağı el aldığı aliboğaz’ın omzuna yaslandı. kuzey daha serin ama güneyde güller soluyor, geçtik güneyin daha sıcak, çorak arazisini konaklamak için. güneş ki siluettir orada. çöl renkleri kaplamış otların boynu kırılmış sular çekilmiş. ırmağın kolları bir nehri oluşturmuyor artık; sade bir söz değil bu, geçmişi tuttuğu yerde bırakan, urartulardan kalmış yapılarda görgüsünü yitiren, bilgeliğini alan bir şey. tozun ve rüzgarın yoluna kim dağıldı dedik sonra, öldüğünde buraya gömülmüş ve burada yanılmış denizler nasıl çekildi. bir serap gibi dolanıyor zihnimde beyaz dağ etekleri; nasıl çekildi içlere ve nasıl bölündü vadilere bu dağlar. gazap hakkında çok şey söylendi ama yüründü yine; işte bu ormanlar.. bilmem kaç milyon yılda oluştu bu vadiler dendi, ama nasıl büründü halkın ulus bilincine, kalk ve bak her yanda ölüsü kalkmış nicesinde sınanıp gelmiş bu hayat, çünkü niye bak işte ölüsünü kendi gömen ceset daha inandırıcıdır dinlerden.. Devamını oku

Günlükler

sonra, yani belki..

evlenmişsin. bunu bir şeyin bir başka şeyle olan arası gibi takip ettim. kulağıma çalınanları bir taş gibi öteye savurup, benden uzaklaşmasını bir uçurum gibi öteme yankıladım; bana dönüşünü engellemek için o sesin, içimde duvarlar ördüm. bir yanlışını görmüştüm. bilerek, istenerek yapılan bir yanlış. yakışık değildi. şık değildi. bunun üzerine düşündün mü sonradan, sormadım.

işte o yanlıştan sonra, yani o şaşkınlığımdan sonra elim teslim ol vaziyetinde miydi, hatırlanmıyor şimdi ama o günden sonra elimi ayağımı çekmiş, duyguları, ardıma doğru uzattığım bir ayak gibi geriye doğru adımlamıştım. bunu bir kez daha yapmana izin veremezdim çünkü, bu sende bir nitelik haline bürünecekti. oysa sana ait bir şey değildi, sana özgü değildi, yadırgayışım da bu yüzdendi. insan, sözlerini kişinin yüzüne söylemelidir, sırtına değil; zamanında karşılık görmediği şeyler için zamanını kollamamalıdır. 

Devamını oku

Günlükler

günlük

acı duvarları arasından geçiyorsun, bildiğin bir acının. kalabalıksın. ayaktakiler birbirine sokuluyor. oturanlar da. hava soğuk ama geçirgen bir dayanma anı soğuğu unutturuyor. kollar ayaklar birbirine değiyor, acı birbirine geçiyor, nasırlaşmış bu yüzden yakmıyor ama acıtıyor.

sohbetler hiç ağdalı değil