Monthly Archives

Mart 2021

Kırmanckî Şiir

bext

vatêna mi ra dûr
vatîsê mi ra dûr
vendîsê mi ra dûr
karkêrîna mi ra dûr

bêro, ravêro, sêro

rûyê xo winî ra açêrno
vayê xo mêro phêlçimê mi
helmê mi ra dûr
çarê mi ra dûr sêro
kêm bo omrê mi îca ra
keberê fendîy ra vengê mi
mesêro
gosane keşî ra, çımanê keşî ra Devamını oku

Günlükler

docta spes spuren işlen(me)miş bilinç içerikleri terram utopicam

“insan kimseye ait değildir, meyveler herkese aittir” j. boll / “insan sıkı sıkıya kapalı değildir” e. bloch

bir yanın ne idi o duvar dibinde gölgene çekilen kedilerin kendine yakın gördüğü bu kan bağının içinde kendine yer bulan iyi miydi serin miydi güneş miydi ne idi sonra gölgesini çekecek olan birinin haşin mi gücenik mi kederli mi bakışı altında şemsiye açar gibi fört şapkasını eğer gibi omuzlarını eğer gibi eyvallah der gibi hey bak işte kim idi kimin yari kim idi görülen bahçelerde ağacın heybesinde kendini gizleyen şiirini yükseğe asan sözünü yükseğe çeken ve sonra eğilip almaları için değil başlarını kaldırıp görmeleri için bir kez daha için sonra yine için ve en son şarkıları için ve yine sonun sonu içinde kendiyle gülmesini kesen için- Devamını oku

Şiir

bir kez daha: akın yanardağ

bir kez daha

cevr olmuş vücudum
ey rüzgarı tutan tenha
kıyametimi ben bir tozdan aldım
çaputu, iplik pazarını, turfu
tozlaşan telaşımla geçtim
sığılkent darı bentlerinden
kimse idi o ruhumda
ey yalnız kentleri bilen yolcu
geçmediysem kalbinden
beni de kentlerinden
biri yap
geçsin diye başımın üstünden
atlı rüzgarın
mutsuzum benim
tabiatım
kalbime diktiğin dikenleri
batır daha derine
batır Devamını oku

Blog yazılar

dünyanın yalnızlığına üzüldüğüm için[1]: akın yanardağ

dünyanın yalnızlığına üzüldüğüm için: akın yanardağ
dersim gazetesi

„saad bo jîar u dîyare ma waxté merdayo /zé gul û sosinon ra bî ma re welat bî“

tilsimê kırmancîye, mehmet çetin

güz öreni sesimizi ve cismimizi aşarak çarpıyor bize. oradayız ve o dikenleri içinde kalbimizi tutuyoruz. elimizi çekiyoruz o güz öreni ile ama işte kucaklıyoruz da bu ateşi. safımızdayız, hiçbir şey teslim alınamaz tarafımızda; bir ağaç kovuğunda da olsa doğal halimizle yanmayı biliriz yine. bir mesel ile geldik aleme, bir mesel ile gideriz. bir insan geldi diyeler; uzun, realist ve romantik. bir kar yağdı ki unutulmadı o yıl, bir sel koptu koca koca ağaçları devirdi diyeler. kasım öreniydi; onu bekleyenlerin ömürlerine sığmayacak denli kara gözleri, sivri inadı ile şarkılarla geçti aramızdan geçti diyeler. iz bırakmış bir doğa olayının kendini zihinlerde sürdürmesi gibi, toprağımıza ektik biz onu, çünkü o, oklarını aramızda olmayanların düşleri için sapladı, kalbi kızıl idi, eski yoldan gelmişti. sözleri sevgiyi kucaklar, zamanı aşkhali ile örerdi.

ses ordan geliyor. zaman ordan akıyor ama kendini yazdırmış, ölümü bekletmiş bir ağaç nasıl direnirse damarındaki çekilmeye, öyle çekildi sular, kuraklaşmayı öyle başlattı çöl. direnmeyle, karşı koymayla, öznesini direterek. hayatla ölüm arasındaki bu çekişme işte, bütün bir boşluğu, yeri doldurulamayacak bir aralığı ortaya çıkardı. zaman düzdü, uzam kendi bedeni içindeydi, çöl yuvası içinde gizleniyordu sis. tül inceliği ile oluyordu her şey. kendini sezdirmeden, fark edilmeden damardaki kanı kendiyle değiştiriyordu. tarih burada kendini kollarından asmış yazgının içinde gizliydi. her gizlilik bilinmeyi de arzular; labirentinin inceliğini, detayını ördüğü kanalları yeni bir zaman için ufkumuza serer. Devamını oku