Günlükler

sonra, yani belki..

evlenmişsin. bunu bir şeyin bir başka şeyle olan arası gibi takip ettim. kulağıma çalınanları bir taş gibi öteye savurup, benden uzaklaşmasını bir uçurum gibi öteme yankıladım; bana dönüşünü engellemek için o sesin, içimde duvarlar ördüm. bir yanlışını görmüştüm. bilerek, istenerek yapılan bir yanlış. yakışık değildi. şık değildi. bunun üzerine düşündün mü sonradan, sormadım.

işte o yanlıştan sonra, yani o şaşkınlığımdan sonra elim teslim ol vaziyetinde miydi, hatırlanmıyor şimdi ama o günden sonra elimi ayağımı çekmiş, duyguları, ardıma doğru uzattığım bir ayak gibi geriye doğru adımlamıştım. bunu bir kez daha yapmana izin veremezdim çünkü, bu sende bir nitelik haline bürünecekti. oysa sana ait bir şey değildi, sana özgü değildi, yadırgayışım da bu yüzdendi. insan, sözlerini kişinin yüzüne söylemelidir, sırtına değil; zamanında karşılık görmediği şeyler için zamanını kollamamalıdır. 

evlendin ve bu bende bir hüzne dönüşmedi, hayır. konuştuğumuz şekilde, detaylandırdığımız biçimde evlenmen beni sevindirdi hatta. ama, önüne geçemediğim şeylerin bu denli kötü sonuçlar doğurmasına üzüldüm. niye bilmiyorum, kimle bir sorun olsa tartışmasını kendi içimde yapıyor, kendimi sorumlu tutuyorum. başka nasıl yaklaşabilir, nasıl davranabilirdim diye düşünüyorum hep. neyse.. biz zamanı mekan aracılığıyla, duyguların yoğunluğu veya seyrekliğiyle bir aralıklara bölüp dondurabiliriz belki ama gerçekte o süreklidir, gerçek sevgilerin sürekliliği gibi. uzaklık, bunun önünde duramaz, zamanın önünde duramadığı gibi. saçmalamalarım buna dahil.. bir zaman aramızda söz birikirdi, bir zaman suskunluk.. şimdi, kulağımda uzun sohbetler ve uzun yoldaşlık günlerinin hatırası var sadece. budur kimi dostlukların kaderi de kederi de. hayat hepimizin yamacından bir şekilde geçiyor işte!

iyi ama o şiirler duruyor mu hâlâ, o içinde tomurcuklar ve öbür şiirlerin ilk tohumlarını barındıran şiirler?

başım ağrıyor, bugünlerde hep ağrıyor; iyi değil bu; son günlerin mi son yılların mı kötülüğü, başımı bir toz bulutu gibi kaplıyor. kötü bir insan olduğumu öğrendim ve bununla baş edebilmek pek kolay değil. bedenim mi yorgun -ki sanmıyorum- zihnim mi, anlamıyorum. bir şeylerden uzaklaşıyorum ama ne, bilmiyorum. ihtiyacım olan bir şeylerlerden uzağım, neye ihtiyacım var onu da kestiremiyorum. bugünlerde duygusunu mırıldandığım tek şey, zamanın ne de çabuk geçtiği şeysi; yetişemiyorum, ve ne diyordu duygu bir şiirinde: 'tabanımdaki sızı yalnız kalmam için /durup dinlenemiyorum." neyse, neyse, neyse..

şu açık sözlere şimdilik biraz ara, sonra belki..

Bunları da beğenebilirsin

Yorum Yok

Cevap Bırakın