Blog Söyleşi

Üzgün ağacın hatırlattıkları: Önder Elaldı

"Hafızanın kendi deneyimi üzerinden tanıklığı"

Akın Yanardağ’ın Belge Yayınları’dan çıkan ilk şiir kitabı olan “Üzgün Ağaç Ağıdı” yayınlandı. Zorunlu göç, ayrılık, aşk, ağıt gibi temaların ağırlıkta olduğu kitapta şiir severlerin ilgiyle okuyacağı şiirler yer alıyor. Yanardağ, kitabın ana izleğinin hatırlama ve hatırlatma üzerinden yürüdüğünü ifade ediyor. Hatırlama ve hatırlatma edimini ise; yakılan orman, yerinden edilen insan, boğdurulan ırmağın hiç dinmeyen yarasının ağıdı olarak tanımlıyor. ‘Ağıt, başlı başına hafızayı geri çağırma işlevi olarak sistemle bir uyuşmazlık halidir’ diyen Yanardağ, ağıt ile hafızanın biraradalığına dikkat çekiyor. Doğa ile insan arasındaki özdeşlik hallerini şiirlerinde ağaç metaforu ile dile getiren Yanardağ, bu dengeyi şöyle ifade ediyor: “Burada pagan bir kültürlenme hali var. Kitapta ‘Dilek ağacı’ şiiri var mesela, ortak bir duyma, hissetme, algılamayı ifade ediyor. 38’in kırım ve kan günlerinden kalma bir ‘efendi ağacı’ var. Yani bizimle başlamayan hayat bizimle bitmiyor. İnsanın ağaç, ağacın insan olma durumu söz konusu”.

Şiir gerçeklik halimizdir

Şiiri yaşadıkları ya da hissettiklerinin gerçekçi bir şekilde dışa vurumu olarak adlandıran Yanardağ, ‘Gerçeği bir suskunluğu salmak ve onu hiç yaşamamak kanamaktır’ diyor. Gerçeğin söylenmediği, işitilmediği yerde de o kanama halinin devam edeceği kanısında. Gerçeğin bilindiği yerde ise sistemle, iktidarla, devletle uyumsuzlukların artacağını da belirtiyor. ‘Bu uyumsuzluk halinin hissedilmesiyle şiir doğar’ vurgusunu yapan Yanardağ, “Biz unutsak da şiir, orada, derinde bir yerlerde gizlenmiş, kaybolmuş olanı; yani o gerçeği ortaya çıkaran uyumsuzluğu ifade eder. İçimizde kazı işlevi gören şiir, bir anlamıyla gerçeklik halimizdir” diyor.

Dönemin öyküsünü hatırlatıyor

Yanardağ, Dersim’den 94 yılında köyleri yakılarak çıkmak zorunda kaldığını belirterek, 90’lı yıllarda uygulanan devlet terörünün, Bölge halkını yok oluşa doğru sürüklediği fikrinde. ‘Yani bizim içinden geçtiğimiz bütün bu hayatı, farklı boyutlarıyla anlatmak şiire kalıyor bir anlamıyla’ diyen Yanardağ sözlerini şöyle sürdürüyor: “O dönemin şiirler üzerindeki etkisi muhakkak var; yani köy yakmalar, faili meçhuller, göç ve sonrası Yatılı Bölge Okulları’ndan geçirilmiş hallerimiz ile birlikte yaşam alanları kurmaya çalıştığımız yerlerde devletin baskıları, katliamları şiirlerimize yansıdı. İşte şiir bütün o süreçlerden kendimize bir alan açmanın da olanağı oluyor. Bir nevi o dönemin öyküsünü hatırlama işlevi, hafızanın kendi deneyimi üzerinden tanıklığı”

‘Mezarlık otları gibi besleniyoruz’

Yanardağ, ‘Solgun kırlara da büyür çayırlar’ adlı şiirinde “mezarlık otları gibi besleniyoruz / Oradaki ağaçlar gibi büyüyoruz / Toprak, ölenin hafızasından ibaret değil / Bizi kendine çağırıyor, tanıklığa.. Önümüzde yaşanacak o kadar çok yaşla besleniyoruz ki / yaşımız ancak sizin gözyaşlarınızla tamamlanacaktı sanki, sizin unutulmuş anılarınızla” dizeleriyle bir kaç zaman dilimi aralığındaki karşılaşmaları aktarmanın yanında farklı zamanların iç içe geçmişliğini de anlatıyor. Şiirin ‘hiç bitmeyen umudun arayışı’ olarak da anlaşılabileceğine vurgu yapan Yanardağ, “Her şeye rağmen ayakta duran ve direnen dağla, coğrafyayla, çocuklarla; o mücadelenin deneyimlerinin somut kazanımlarıyla ilgili” olduğunu kaydediyor. Yanardağ, aynı zamanda şiirin bu coğrafyada süren savaşın tahribatlarıyla baş etme arayışında olduğu düşüncesinde.

Önder Elaldı
Kaynak: Özgür Gündem gazetesi

Bunları da beğenebilirsin

Yorum Yok

Cevap Bırakın